Ortaklığın Giderilmesi Davası (İzale-i Şuyu): Aynen Taksim ve Satış
Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasında aynen taksim ve satış suretiyle paylaşım, görevli mahkeme, taraflar ve dava şartı arabuluculuğa ilişkin genel bilgilendirme.
Mirasın reddi, gerçek ret ve hükmen ret ayrımı, üç aylık ret süresi, Sulh Hukuk Mahkemesine yapılacak ret beyanı ve mirasın reddinin sonuçlarına ilişkin genel bilgilendirme.
Türk miras hukukunda külli halefiyet ilkesi geçerlidir. Buna göre miras, mirasbırakanın ölümüyle birlikte herhangi bir kabul beyanına ihtiyaç olmaksızın bir bütün olarak mirasçılara geçer.
Mirasçılara yalnızca taşınmazlar, para, banka hesapları ve alacaklar gibi terekenin aktifleri değil; mirasbırakanın borçları ve diğer malvarlığı yükümlülükleri de geçer.
Bu nedenle Türk Medeni Kanunu, mirasçılara mirası reddetme imkânı tanımış ve mirasın reddini 605 ila 618. maddeler arasında düzenlemiştir.
Mirasın reddi temel olarak ikiye ayrılır:
Gerçek ret, yasal veya atanmış mirasçının kanunda öngörülen süre içerisinde mirası kabul etmek istemediğini açıkça beyan etmesidir.
Gerçek ret bakımından mirasbırakanın terekesinin borca batık olması şart değildir. Mirasçı, kanuni şartlara uymak kaydıyla herhangi bir gerekçe göstermek zorunda olmaksızın mirası reddedebilir.
Ergin, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan mirasçılar, mirası kendi adlarına reddedebilirler.
Mirasçının küçük veya kısıtlı olması hâlinde ret hakkının kullanılması yasal temsil hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Velayet altındaki küçük bakımından anne ve baba, velayet hükümleri çerçevesinde hareket eder.
Bununla birlikte çocuk ile yasal temsilcisi arasında menfaat çatışması bulunuyorsa temsil kayyımı atanması gerekebilir.
Vesayet altındaki kişinin mirasının reddedilmesinde ise Türk Medeni Kanunu’nun 463/5. maddesi gereğince vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni gerekir.
Bu kapsamda vesayet makamı Sulh Hukuk Mahkemesi, denetim makamı ise Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Mirasın reddi işlemi vekil aracılığıyla da yapılabilir.
Yargıtay uygulamasında, vekil tarafından gerçek veya hükmen ret işlemi yürütülmesi hâlinde vekâletnamede mirasın reddine ilişkin özel yetki bulunması aranmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 609. maddesi uyarınca mirasın reddi, Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılabilir.
Ret beyanının temel özellikleri şunlardır:
Mirasçı;
“Borçlar şu miktarın altındaysa reddediyorum” veya “şu taşınmaz hariç mirası reddediyorum”
gibi şartlara bağlı bir ret beyanında bulunamaz.
Mirasın reddi bir bütün olarak sonuç doğurur.
Mirasın gerçek reddi, çekişmesiz yargı işi niteliğindedir.
Güncel Yargıtay uygulamasına göre ret beyanının yalnızca mirasbırakanın son yerleşim yerindeki mahkemeye yapılması zorunlu ve kesin bir yetki kuralı değildir. HMK m.384 kapsamında talepte bulunan kişinin oturduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi de yetkilidir.
Süresinde yapılan ret beyanı özel kütüğe kaydedilir.
Mirasın gerçek reddinde genel süre üç aydır.
Üç aylık süre, yasal mirasçının mirasbırakanın ölümünü öğrendiği tarihten itibaren başlar.
Ancak mirasçı, mirasçılık sıfatını daha sonra öğrendiğini ispat ederse süre bu öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayabilir.
Atanmış mirasçılar bakımından süre, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren başlar.
Evet.
Türk Medeni Kanunu’nun 615. maddesine göre önemli sebeplerin bulunması hâlinde Sulh Hukuk Hâkimi;
Ancak bunun için mahkemeye başvurulması ve önemli sebebin ortaya konulması gerekir.
Mirasçı, terekenin durumunu tam olarak bilmiyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 619 ve devamı maddeleri kapsamında resmî defter tutulmasını talep edebilir.
Defter tutma istemi bir aylık süre içerisinde Sulh Hukuk Hâkiminden istenir.
Defter tamamlandıktan ve inceleme süresi sona erdikten sonra mahkeme her mirasçıyı bir ay içinde beyanda bulunmaya çağırır.
Mirasçı bu aşamada;
Süresinde herhangi bir beyanda bulunmayan mirasçı ise mirası resmî deftere göre kabul etmiş sayılır.
Türk Medeni Kanunu’nun 614. maddesi uyarınca mirası reddeden mirasçı, kendisinden sonra mirasçı olacak kişilere mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını isteyebilir.
Bu durumda Sulh Hukuk Hâkimi, durumu sonraki mirasçılara bildirir.
Sonraki mirasçılar bir ay içinde mirası kabul ettiklerini bildirmezlerse mirası reddetmiş sayılırlar.
Bunun üzerine tereke iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.
Geçerli biçimde yapılmış ve hukuki sonuç doğurmuş mirasın reddi beyanı kural olarak tek taraflı biçimde geri alınamaz.
Ancak ret beyanının hata, hile, korkutma veya başka bir irade sakatlığı altında verildiği ileri sürülüyorsa durum genel hükümler çerçevesinde ayrıca değerlendirilebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde mirasçının ret hakkını kaybedeceği durumlar düzenlenmiştir.
Yasal ret süresi içerisinde miras reddedilmezse mirasçı kural olarak mirası kayıtsız ve şartsız kazanmış olur.
Mirasçının açık biçimde mirası kabul ettiğini bildirmesi, ret hakkının kullanılmasını engeller.
Ret süresi sona ermeden;
mirasçı mirası reddedemez.
Ancak tereke mallarının korunması, bozulmasının önlenmesi veya acil yönetim işlemlerinin yapılması her durumda mirasın kabul edildiği anlamına gelmez.
Ayrıca yalnızca zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmasını önlemek amacıyla dava açılması ya da cebrî icra takibi yapılması, kanun gereği ret hakkını ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle mirasçının yaptığı işlemin terekeyi sahiplenme iradesi taşıyıp taşımadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesine göre;
mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.
Hükmen rette gerçek rette olduğu gibi üç aylık süre içerisinde ret beyanında bulunulması şart değildir.
Kanun, koşulların gerçekleşmesi hâlinde mirasın reddedilmiş olduğu yönünde doğrudan hukuki sonuç bağlamaktadır.
Hükmen ret bakımından mali durum, dava tarihine veya sonradan oluşan ekonomik şartlara göre değil, mirasbırakanın ölüm tarihi itibarıyla belirlenir.
Terekenin aktifleri mirasbırakanın borçlarını karşılamıyorsa borca batıklık söz konusu olabilir.
Mirasbırakanın ekonomik ve sosyal çevresinde ödeme güçsüzlüğünün biliniyor olması, uzun süredir borçlarını karşılayamaması, hakkında yoğun takiplerin bulunması ve benzeri olgular borca batıklığın açıkça belli olduğuna ilişkin delil oluşturabilir.
Bu durum her türlü uygun delille ispat edilebilir.
Mirasbırakan hakkında;
hükmen ret değerlendirmesinde önem taşır.
Ancak her olayda tek bir resmî belgenin bulunması şart değildir.
Hayır.
Mirasın hükmen reddinde Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesindeki üç aylık gerçek ret süresi uygulanmaz.
Mirasçılar, terekeyi zımnen veya açıkça benimsemiş duruma düşmemişlerse, borca batıklığın tespitini daha sonra da talep edebilirler.
Hükmen ret kanundan doğduğu için teorik olarak ayrıca bir ret beyanına ihtiyaç yoktur.
Bununla birlikte uygulamada tereke alacaklıları mirasçılara karşı dava veya icra takibi başlattığında mirasçı;
mirasın hükmen reddedilmiş olduğunu savunma olarak ileri sürebilir.
Mirasçılar ayrıca hukuki durumun kesinleştirilmesi amacıyla terekenin borca batık olduğunun ve mirasın hükmen reddedildiğinin tespiti için dava açabilirler.
Mirasın hükmen reddinin tespitine ilişkin dava malvarlığı hakkına ilişkin çekişmeli bir dava olduğundan görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Dava, tereke borçlarından dolayı alacaklı durumda bulunan kişilere veya kurumlara karşı yöneltilir.
Dolayısıyla gerçek ret gibi hasımsız bir çekişmesiz yargı işi değildir.
Tereke alacaklılarının tamamının veya uyuşmazlık konusu borçların doğru biçimde tespit edilmesi önem taşır.
Hükmen ret bakımından özel bir kesin yetki kuralı bulunmamaktadır.
Güncel Yargıtay uygulamasında genel yetki kuralı uygulanmakta; dava, kural olarak davalı tereke alacaklısının yerleşim yeri mahkemesinde görülmektedir.
Mahkeme yalnızca mirasçının beyanıyla yetinemez.
Terekenin ölüm tarihi itibarıyla aktif ve pasifinin eksiksiz belirlenmesi gerekir.
Bu kapsamda gerektiğinde;
nezdinde araştırma yapılabilir.
Mirasbırakan şirket ortağı veya şirket yetkilisi ise, şirketin kayıtları ve mirasbırakanın şirket borçlarından kişisel sorumluluğu da ayrıca incelenmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 17.11.2025 tarihli, 2025/964 Esas ve 2025/4784 Karar sayılı kararında;
yeniden vurgulanmıştır.
Bu nedenle yalnızca mirasbırakan adına kayıtlı taşınmaz bulunmamasına veya birkaç icra dosyasının varlığına dayanarak hükmen ret kararı verilmesi yeterli değildir.
Mirasın geçerli olarak reddedilmesi, mirasçılık sıfatı bakımından mirasın açıldığı ana kadar geriye etkili sonuç doğurur.
Başka bir ifadeyle reddeden mirasçı, miras paylaşımında mirasbırakanın ölüm anında mirasçı değilmiş gibi değerlendirilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 611. maddesine göre yasal mirasçılardan biri mirası reddederse, onun payı miras açıldığı sırada kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer.
Bu nedenle reddeden kişinin altsoyu varsa kural olarak miras payı altsoya geçebilir.
Örneğin bir çocuk babasının mirasını reddederse, şartları mevcutsa bu kişinin çocukları mirasçı hâline gelebilir.
Bu nedenle borca batık terekelerde yalnız bir mirasçının ret beyanında bulunması, altsoy bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasını gerektirebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 613. maddesine göre mirasbırakanın altsoyunun tamamı mirası reddederse bunların payı sağ kalan eşe geçer.
Bu düzenleme, en yakın yasal mirasçıların tamamının reddine ilişkin genel kuralın özel bir istisnasıdır.
En yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddederse Türk Medeni Kanunu’nun 612. maddesi gereğince tereke Sulh Hukuk Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.
Tasfiye sonunda borçlar ödendikten sonra değer artarsa kalan miktar, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.
Atanmış mirasçı mirası reddederse, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan başka bir irade anlaşılmadıkça, bu kişinin payı mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına geçer.
Ancak vasiyetname veya miras sözleşmesinden mirasbırakanın farklı bir iradesi açıkça anlaşılıyorsa öncelikle bu irade dikkate alınır.
Mirasın reddi yalnızca mirasçı ile tereke arasındaki ilişkiyi etkilemez.
Hem mirası reddeden kişinin kendi alacaklıları hem de mirasbırakanın alacaklıları bakımından özel koruma hükümleri bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 617. maddesine göre;
malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmeyen bir mirasçı, kendi alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse alacaklıları veya iflas idaresi, yeterli güvence verilmediği takdirde reddin iptalini isteyebilir.
Dava, ret tarihinden itibaren altı ay içerisinde açılmalıdır.
gerekir.
Reddin iptaline karar verilirse miras resmen tasfiye edilir.
Tasfiye sonucunda reddeden mirasçının payına bir değer düşerse önce reddin iptalini isteyen alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları karşılanır.
Kalan değer ise ret geçerli olsaydı bundan yararlanacak olan mirasçılara verilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 618. maddesi, borca batık bir mirasbırakanın ölümünden önce yaptığı bazı kazandırmalar nedeniyle alacaklıları korumaktadır.
Ödemeden aciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, ölümden önceki beş yıl içerisinde mirasbırakandan aldıkları ve mirasın paylaşılması hâlinde geri vermekle yükümlü olacakları değerler ölçüsünde mirasbırakanın alacaklılarına karşı sorumlu olabilirler.
Olağan eğitim ve öğrenim giderleri ile âdet üzere verilen çeyiz bu sorumluluğun dışındadır.
İyiniyetli mirasçı ise ancak geri verme zamanında elinde kalan zenginleşme ölçüsünde sorumludur.
Gerçek rette:
Hükmen rette:
Mirasın reddi, mirasçının yalnız mirasbırakanın malvarlığı değerlerinden değil, terekeye ait borç ve yükümlülüklerden de etkilenmesi nedeniyle önemli hukuki sonuçlar doğuran bir kurumdur.
Gerçek ret bakımından üç aylık hak düşürücü sürenin doğru hesaplanması, ret beyanının kayıtsız ve şartsız yapılması ve terekeye sahiplenme anlamına gelebilecek işlemlerden kaçınılması önem taşır.
Mirasbırakanın ölümü tarihinde terekesinin borca batık olduğu durumlarda ise gerçek ret süresinin geçirilmiş olması tek başına mirasçının borçlardan sorumlu olacağı anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesindeki şartlar mevcutsa mirasın hükmen reddi gündeme gelebilir.
Özellikle hükmen ret uyuşmazlıklarında terekenin ölüm tarihindeki aktif ve pasifinin, şirket ortaklıkları ve kamu borçları dâhil olmak üzere ayrıntılı biçimde araştırılması; gerçek rette ise süre, temsil ve terekeye müdahale konularının dikkatle değerlendirilmesi gerekir.